30 Nisan 2016 Cumartesi

Halaydan tangoya 14 danslı kutlama

Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) ve UNESCO ortağı sivil toplum kuruluşu olarak kabul edilen Uluslararası Dans Komitesi tarafından belirlenen '29 Nisan Dünya Dans Günü', Avcılar'da 14 ayrı dans gösterisi ile kutlandı.

Avcılar Belediyesi kültür sanat etkinlikleri kapsamında düzenlenen 'Dünya Dans Günü' etkinliğine ev sahipliği yapan Barış Manço Kültür Merkezi hınca hınç doldu. İzleyicilerin oturacak yer bulamadığı salonda, ücretsiz olarak dans kurslarına devam eden kursiyerler becerilerini sergiledi. 'Nefes' isimli Semah ile başlayan etkinlikte, 'Roman Dansı', 'Halay', 'Modern Dans', 'Sirtaki', 'Kafkas Oyunu', 'Son Tango', 'Sarı Zeybek', 'Balkan Dansı', 'Oryantal', 'Hip Hop', 'Horon' ve 'Bachata' sergilendi. Belediye Başkanı Handan Toprak Benli, bir toplumu tanımak isteyenlerin halk oyunlarını ve kıyafetlerini incelediğini, Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden gittiklerini, asırlardan bu yana bu topraklarda oynanan oyunlarla kadın ve erkeklerin yan yana, omuz omuza durduğunu söyledi. 'Dünya Dans Günü' kutlaması, dansçılar ve izleyicilerin bir ağızdan söylediği '10'uncu Yıl Marşı' ile sona erdi.

28 Nisan 2016 Perşembe

Dönem dizi'lerinin aranan yüzü

TRT'nin 29 Nisan Cuma gününden itibaren başlayacak, yeni TV dizisi "Sevda Kuşun Kanadında"nın galası, oyuncuların da katılımıyla Ankara'da, TRT Arı Stüdyoları'nda gerçekleştirildi.

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun (TRT) 29 Nisan Cuma gününden itibaren başlayacak, yeni TV dizisi "Sevda Kuşun Kanadında"nın galası, oyuncuların da katılımıyla Ankara'da, TRT Arı Stüdyoları'nda gerçekleştirildi.

Son dönemde oynadığı diziler ve sinema filmlerinde adından sıkça söz ettiren ve bu sayede bir çok odül kazanan Ufuk Bayraktar'ı yine bu dönem dizisinde izliyici ekranda görecek

İnançlarının getirdiği barış mesajı ışığında sağduyulu duruşlarından taviz vermeyen bir grup gencin öyküsünün, imkansız bir aşk hikayesiyle harmanlanarak anlatıldığı "Sevda Kuşun Kanadında" dizisi, yansıttığı 1968-1972 arasındaki yıllarla bir dönem dizisi olma özelliğini taşıyor.

Senaristliğini Ahmet Tezcan'ın, yönetmenliğini Mesut Uçakan'ın, yapımcılığını Ahmet Nesim Şahin'in üstlendiği dizide, başrolleri, Ufuk Bayraktar, Murat Ünalmış, Deniz Baysal,, Müge Boz, İlker Kızmaz ve Yavuz Bingöl gibi isimler paylaşıyor.

Galaya dizi oyuncuları ve kamera arkası ekibin yanı sıra TRT Genel Müdürü Şenol Göka ve çok sayıda davetli katıldı.

26 Nisan 2016 Salı

Amerika bunu çok iyi kullanıyor'

Tiyatro ve sinema oyuncusu Uzunyılmaz, "Sinema çok güçlü bir silahtır ve Amerika bunu çok iyi kullanıyor. Batı da bunu bizim üzerimizde kullanıyor. Sinemayı bu açıdan değerlendirmemiz lazım." dedi.

Aslen tiyatro oyuncusu olduğunu söyleyen Mustafa Uzunyılmaz, oyunculuğa 1970'lerde Kenter Tiyatrosu'nda başladığını, Zeki Alasya, Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda 11 yıl oynadığını, son 18 yıldır da çeşitli sinema filmlerinde rol aldığını anlattı.

Kendisini oyuncu yerine aktör olarak tanımladığını ifade eden Uzunyılmaz, oyuncu tanımının yapılan işi "itibarsızlaştırdığı, basitleştirdiği ve bayağılaştırdığı" düşüncesini paylaştı.

Mesleklerinin asla bencilliği kabul etmediğini belirten Uzunyılmaz, "Çünkü biz bir ekip işi yapıyoruz. Hayatın ta kendisi, hayatın içindedir bizim işimiz." dedi.

"İran sineması kendi özünden yola çıktığı için başarılı"

Türk sinemasının içinde bulunduğu durumun kötü olduğu düşüncesini savunan Uzunyılmaz, yerli filmlerin yurtdışından ödül almasının Türk sinemasının iyi olduğu anlamına gelmediği yorumunu yaptı.

Uzunyılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunun en güzel örneğini İran sinemasında görebiliriz. İran sineması bir tane Oscar aldı ama sanıyorum 4 ya da 5 filmleri de Oscar'da yarıştı. Cannes'da yer alan bir sürü filmleri var ama haketmiş oldukları ödül. Bunu asla unutmamak lazım. Nedeni de şu, İran sineması kendi özündeki, kendi bağındaki kültürel değerlerle yola çıktı. Hiçbir zaman başkalarını taklit etmedi. Kendileri gibi oldular. O yüzden çok başarılılar. Neden biz filmlerimizi gönderiyoruz da Oscar'da yarışmıyor? Yarışmaz çünkü biz değiliz. Kendi zenginliğimizi, kültürümüzü, hayatımızı perdeye aktarmamız lazım."

"Ülkemi uyuşturucu baronu gibi gösteren filmde oynamadım"

Uzunyılmaz, kendisine de farklı rol teklifleri geldiğine değinerek, şu anısını paylaştı:

"Bana İngiltere'den teklif geldi. Dosya Türkçeye çevrilmiş bir halde geldi. Senaryoda, benim ülkem uyuşturucu tacirliğinde baron ülke olarak lanse ediliyordu. Bu başka bir arkadaşımıza gelse oynardı. Ben 3 yıl bu dosyayı beklettim, hiç açık vermedim. En sonunda 'Benim ülkemde böyle bir şey yok ya da ben başka bir ülkede yaşıyorum herhalde' dedim. Onlara, 'İngiltere güneş batmayan ülke olarak adlandırılıyor değil mi? O kadar çok sömürgeniz var ki ve hala devam ediyor. Önce siz kendi özünüzdeki eleştirel filmlerinizi yapın, beni de davet edin. Ben de gelip oynayayım. Ülkemi ben eleştiririm ama asla siz eleştiremezsiniz' dedim."

"Sinema çok güçlü bir silahtır"

"Sinema çok güçlü bir silahtır ve Amerika bunu çok iyi kullanıyor. Batı da bunu bizim üzerimizde kullanıyor. Sinemayı bu açıdan değerlendirmemiz lazım." şeklinde konuşan Uzunyılmaz, Türk sinemasının gelişmesi için sinema sektöründeki zihnin değişmesi gerektiğine vurgu yaptı.

23 Nisan 2016 Cumartesi

Horasan'ın parlayan incileri

Yaklaşık 40 yıldır savaşlarla boğuşan Afganistan'da, Herat ve Mezar-ı Şerif kentleri, günlük şehir yaşantısı ve tarihi yapılarıyla savaştan uzak bir görüntü sergiliyor.

Afganistan'ın, Herat ve Mezar-ı Şerif kentleri, günlük yaşantısı ve tarihi yapılarıyla, bölgede yaklaşık 40 yıldır devam eden savaşlardan uzak bir görüntü sergiliyor.

"Asya'nın kalbi" diye anılan, bir zamanlar İslam dünyasının önemli ilim ve kültür merkezlerinden olan Afganistan, son 40 yılda yaşadığı işgal ve iç savaşlar nedeniyle dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alıyor. Binlerce yıllık geçmişine rağmen, olumsuzlukları bir türlü üzerinden atamayan ülkenin büyük çoğunluğunda, işgal ve savaşların izleri her alanda görülebiliyor.

Ülkenin batısında bulunan Herat ile kuzeyindeki Mezar-ı Şerif kentleri ise tüm olumsuz şartlara rağmen sahip olduğu tarihi yapılarla turist çekmeyi başarıyor.

Horasan'ın incilerinden Herat

İslam medeniyetinin Orta Asya'daki en önemli merkezlerinden olan Afganistan'ın Herat kenti, sayısız tarihi ve kültürel mirasa ev sahipliği yapıyor. Coğrafi konumu, iklimi ve sahip olduğu kültürel zenginlikleri nedeniyle tarih boyunca "Horasan'ın incisi" olarak anılan tarihi kent, Afganistan'ın ticaret, kültür ve turizm kenti olarak öne çıkıyor.

Herat Kalesi (İskender Kalesi)

Vilayetin simgelerinden Herat Kalesi, ülkenin en dikkat çekici yapıları arasında yer alıyor. Vilayetin batısındaki bir tepeye kurulu kale, en çok turist çeken yapıların başında geliyor.

Makedonya Kralı Büyük İskender'in milattan önce 330'da bölgeyi ele geçirmesinin ardından inşa edilen ve yaklaşık 2000 yıl boyunca birçok hükümdarlık tarafından karargah olarak kullanılan kale, bu nedenle İskender Kalesi olarak da adlandırılıyor.

Kuzeydeki inci Mezar-ı Şerif

Ülkenin kuzeyindeki Belh Vilayeti'nin yönetim merkezi olan Mezar-ı Şerif, adını Hazreti Ali'nin mezarının burada bulunmasına yönelik inançtan alıyor.

Afganistan'ın 4. büyük şehri olan kent, mavi çinileriyle dikkat çeken Mezar-ı Şerif Camisi'yle ön plana çıkıyor. Ülkenin en çok turist çeken yapılarının başında gelen Mezar-ı Şerif, kentin de kalbinin attığı nokta durumunda bulunuyor.

Avlusuna bile ayakkabısız girilen caminin içinde, Hazreti Ali'ye ait olduğuna inanılan bir türbe bulunuyor. Bu nedenle yoğun ilginin bulunduğu türbeye gelenler, burada dua edip, Kur'an-ı Kerim okuyor.

Cuma Camisi

Herat'ın en önemli yapıları arasında gösterilen Cuma Camisi farklı mimari yapısıyla dikkati çekiyor. 11. yüzyılda inşa edilen ve kent merkezinden yer alan camiye geniş bir bulvar üzerinden ulaşılabiliyor.

21 Nisan 2016 Perşembe

Sultan Abdülaziz'in resimleri Paris'te sergilenecek

Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği tarafından düzenlenen, "Eskizlerden Tablolara Sultan Abdülaziz Resim Sergisi", Fransa'nın başkenti Paris'te sanatseverlerle buluşacak.

Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği (UKSD) tarafından düzenlenen, "Eskizlerden Tablolara Sultan Abdülaziz Resim Sergisi", Fransa'nın başkenti Paris'te sanatseverlerle buluşacak.

UKSD tarafından yapılan açıklamaya göre, Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz'in eskizleri ve bu eskizler temel alınarak oluşturulan yağlıboya tabloları, Frederic-Moisan Galerisi'nde sergilenecek.

Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun katkıları ve Yunus Emre Enstitüsü'nün destekleriyle düzenlenen sergi, Türkiye Cumhuriyeti Paris Büyükelçisi Hakkı Akil'in katılımıyla, 26 Nisan'da açılacak.

Son sergi Londra'da

Sultan Abdülaziz'in, saray ressamı S. Chlebowski'ye hediye ettiği desen defterinde yer alan çizimler, ilk olarak 2013'te, İstanbul Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde sergilendi. Padişahın pek bilinmeyen bir özelliğini gündeme getiren bu sergi, Sultan Abdülaziz'in resmi ziyarette bulunduğu 3 Avrupa şehrinde sergilenmek üzere yola çıktı.

5 Mart 2016 Cumartesi

Semender'in vedası

Gazeteci, yazar ve şair Ahmet Oktay dün hayatını kaybetti. 83 yaşında hayata veda eden Oktay, Necatigil Şiir Armağanı'nın yanı sıra Yeditepe Şiir Armağanı, Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi, Altın Portakal Şiir Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Hizmet Ödülü gibi birçok ödülün sahibiydi.

Türk şiiri dün Ahmet Oktay'ı kaybetti. 83 yaşında hayata veda eden şairin cenazesi, bugün Erenköy Galip Paşa Camii'nde öğle vakti kılınacak namazın ardından Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

Gazeteci, yazar ve şair Ahmet Oktay, birçok ödülün sahibiydi. Şiire başladığı yıllar eserlerinde Ahmed Arif etkisi görülen Oktay, 1960'lardan sonra toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla İkinci Yeni'ye yöneldi. Destansı bir söyleyişle yazdığı şiirlerinde zengin kelime dağarcığı ile kendine has bir çizgi benimsedi.

Asıl adı Ahmet Oktay Börtecene olan şair, eserlerinde soyadını hiç kullanmadı. 1933 yılında Ankara'da doğan Oktay, yazmaya ortaokul sıralarında başladı. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Lise öğrenimini tamamlamayan yazar, erken yaşta çalışmaya başladı.

MAVİ HAREKETİ YILLARI

Ahmet Oktay, 1950'li yıllardaki Mavi Hareketi'nin öncü isimlerindendi. Hareketin aynı adlı yayın organı Mavi dergisinde yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. Gazeteciliğe başlaması ise 27 Mayıs sonrasına denk düşer. Oktay, 1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda parlamento muhabiri olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. Çeşitli gazetelerde ve TRT Haber Merkezi'nde muhabirlik, haber müdürlüğü yaptıktan sonra 1982'de TRT'den emekli oldu. Bir süre daha Milliyet Gazetesi'nde çalışmaya devam eden Ahmet Oktay, 1993 yılında görevinden ayrılarak kendini tümüyle yazıya verdi.

Şiir kitaplarından özellikle Yol Üstündeki Semender (1987) Behçet Necatigil Şiir Ödülü almasının da ötesinde içerdiği şiir isimleriyle de önem kazanmıştır. Her bir şiirinde intihar etmiş bir şairi şiire dönüştürmüş ve o şairin üslubuyla kendi dilini ustalıkla birleştirmiştir. Türkiye'de birçok şiirsever, bu şiir kitabı nedeniyle gizli kalmış Türk ve yabancı şairleri farklı yanlarıyla öğrenebilmiştir.

Ahmet Oktay, Her Yüz Bir Öykü Yazar ile kazandığı 1987 Necatigil Şiir Armağanı'nın yanı sıra Yeditepe Şiir Armağanı (1965), Yol Üstündeki Semender ile 1991 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi, Ağıtlar ve Övgüler ile 2002 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü, Hayalete Övgü ile 2012 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Hizmet Ödülü almıştır.

‘Yol Üstündeki Semender' şiirinden

(...)

Dün geceydi yandım

“yaşayan sağlam delile

dayanarak yaşasın”

diyen ayetle

Ey Rab

çürük benim delilim

Nereye ait ki

bu hicranlı suret?

Bu gözler

çoktan kesti dünyayla o karanlık

sohbetini.

Satranç ve dil

yeniktir ezelden

Bakıyorum pencereden

sırtımda patiska bir gömlek

ve avcumda

Allahın eli,

yerin en dibine

“Yalnız hüznü vardır

kalbi olanın”*

(...)

‘Şiirimizin öncü isimlerindendi'

Haydar Ergülen: Ahmet Oktay, şiirimizin, eleştirinin ve düşünce hayatımızın öncü isimlerindendi. Ana akımın içinde rahatlıkla yer alabilecek bir şairken, yazılarında ve kitaplarında söz ettiği, öngördüğü alternatif arayışları daha önemli gördü. Bu hiç kuşkusuz yenilikçi ve öncü bir yazar, aydın tavrıdır. Şiirleriyle de gerçekten uzun ve derin izler bırakacak bir şairdir. Başta şiir olmak üzere bazı yapıtlarının öne çıkmış olması, diğer yapıtlarının gölgede kalacağı anlamına gelmiyor. Etkileyici, kapsamlı, yol gösterici bir külliyat bıraktı.

Ömer Erdem: Ahmet Oktay, 1950 sonrası şiirimizin ve edebiyatımızın tam da içinden bütün emeğiyle geçen ender şairlerden birisidir. Mavi ile başlayan edebiyat tanıklığı ve yakınlığı, II. Yeni ve sonrası bütün edebiyat tür ve açılımlarını algılamış, bazen şair, bazen eleştirmen bazen de gazeteci kimliğiyle göz ve yer doldurmuştur. Sadece popüler kültür üzerine yazdığı kitap bile ömürlük çalışmalar arasındadır. Şiirinin ve şairliğinin tam da yerini bulduğunu, kültürel ve tematik yoklayışlarının kendi içinde etkiler ürettiğini söyleyemem. Ne var ki, entelektüel birikim ve bütünlüklü kavrayış bakımından, yazı yazacaklara örnek kişiliklerden birisidir. Evinde son ziyaretimde biraz değil çokça umutsuz hatta terk edilmişlik havası hissetmiştim. Buradaki toplumsallık, bir yazı adamına yönelik horluğun unutulmaz karşılığı oldu zihnimde. Ne diyeyim. Burası böyle bir ülke.

3 Mart 2016 Perşembe

Mustafa Koç'un doğduğu köşk, sanat araştırmaları enstitüsü oldu

Pakize Tarzi'nin 1949'da Şişli'de kurduğu Türkiye'nin ilk kadın-doğum kliniği, sanat araştırmaları enstitüsü oldu. Bugün açılan Bozlu Art Project Sanat Enstitüsü, ‘Türk resim sanatı kütüphanesi', güncel sanat galerileri ve ressamların atölye malzemelerinin sergilendiği bir mekân olarak tasarlandı. Bahçeli köşk içindeki iki katlı enstitü, Pakize Tarzi'nin oğlunun verdiği bilgiye göre, 21 Ocak'ta hayatını kaybeden Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un da doğum yeri.

Şişli'de, hemen Şişli Etfal Hastanesi'nin bir alt sokağında bugün yeni bir sanat merkezi açılıyor. Bozlu Holding'in yönetim binası olarak kullandığı Dr. Şevket Bey Sokak'taki bahçeli köşk, artık Bozlu Art Project Sanat Enstitüsü olarak hizmet verecek. Merkez, kütüphane, güncel sanat sergilerinin açılacağı galeriler ve Mehmet Güleryüz, Neş'e Erdok, Komet, Şevket Dağ, Fahrelnisa Zeyd gibi ressamların, atölye malzemelerinin sergilendiği iki katlı bir mekân olarak tasarlandı.

Bozlu Art Project'in aslında Nişantaşı'nda 2013 Aralık'tan itibaren bir galerisi vardı. Şişli'deki 400 metrekarelik yeni merkezde de sergiler açılacak, bunun yanı sıra sanatçı konuşmaları, konferanslar, arşiv ve belgesel çalışmaları olacak. Merkezin yöneticisi, sanat tarihçisi Oğuz Erten, ‘Bozlu Art Kitaplığı' adı verilen bölümde, şimdilik Türk resmiyle ilgili 10 bin sanat kitabını bir araya getirdiklerini söylüyor. Yapacakları önemli bir iş de, 1870'ten bu yana Türkiye'de yayınlanan sanat eleştirilerini toplamak. Erten, “Hedefimiz resim ve heykel üzerine yayımlanmış tüm makale ve kitapları tek bir kitaplıkta buluşturabilmek. Araştırmalarımızda 60 bine yakın kaynak olduğunu tespit ettik. Sürecin çok meşakkatli ve zaman alan bir yanı var... 1933-49 arasında çıkan Yedigün dergilerini geçen hafta kütüphanemize kattık.” diyor.

Sanat tarihçisi Oğuz Erten

İtalyan mimar Giulio Mongeri'nin, 1923'te ailesi için yaptığı köşk, 1949'da Pakize Tarzi'nin kurduğu Türkiye'nin ilk kadın-doğum kliniği olarak kullanıldı. Köşk, 21 Ocak'ta hayatını kaybeden Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un da doğum yeri. Cumhuriyet dönemi I. Ulusal Mimarlık Akımı'nın örneklerinden olan tarihi Mongeri Binası, 2008'de Bozlu Holding'in yönetim yeri oldu.

Dr. Şükrü Bozluolçay

Sağlık ve teknoloji alanında faaliyet gösteren Bozlu Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şükrü Bozluolçay, aynı zamanda koleksiyoner. Cerrahpaşa'da tıp okurken, Ali Çelebi ve Turgut Atalay gibi ressamlarla tanışan ve resim sevgisi gelişen Bozluolçay'ın koleksiyonunda klasik ve modern Türk resminden 2 bin eser bulunuyor.

Bozlu Art Project'in ilk sergisi, bu koleksiyondan ve Bozlu Art Project sanatçılarından derlenen karma sergiden oluşuyor. Mübin Orhon, Şeref Akdik, Avni Arbaş, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ferruh Başağa, Sabri Berkel, Feyhaman Duran, Cevat Dereli, Turan Erol, Nuri İyem, Zeki Faik İzer, Halil Altındere, Burhan Doğançay, Özdemir Altan, Ergin İnan, Canan Tolon'un yanı sıra genç kuşak sanatçıların da eserleri, dönemlerine göre küçük galerilere dönüştürülen köşkün odalarında sergileniyor.

Ressamların atölye malzemeleri sergileniyor

Bozlu Art Project'in ilgiyle izlenecek bölümlerinden biri, ressamların atölye malzemelerinin sergilendiği oda. Hangi ressamlardan, neler var? Mehmet Güleryüz'ün resim yaparken kullandığı gömlek, Komet'in, ‘güle güle paletim' yazdığı ayaklı palet masası, Utku Varlık'ın atmaya kıyamadığı 30 yıllık bitmiş boya tüpleri, Neşe Erdok'un Akademi'de kullandığı önlüğü, Balkan Naci İslimyeli'nin Safranbolu ev maketlerinden yaptığı fırçalığı, Şevket Dağ'ın boya kutusu, Seyhun Topuz'un çekiçleri, Nur Koçak'ın, Nejad Melih Devrim ve Fahrelnisa Zeyd'in paleti, Adnan Çoker'in 1954'te Paris'e ilk gittiğinde aldığı fırçalarının da bulunduğu fırça ve boya karıştırma kutusu… Bu özel oda, daha sonra bir kitapla taçlandırılacak.