27 Şubat 2015 Cuma

Bir teselli ver

Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram, Babil gibi filmlerin yönetmeni Alejandro González Iñárritu, dört Oscar’lı Birdman’de bilinen çizgisinin dışına çıkıyor. Meksikalı yönetmen, sahnedeki oyuncuların sahne arkası dramını anlatırken teknik sihirbazlığı ve enerjik kamera kullanımıyla seyirciyi hipnotize ediyor.Tıpkı Steve McQueen’in 12 Yıllık Esaret’te yaptığı gibi Alejandro González Iñárritu da yürüdüğü yolu değiştirerek Oscar’ı aldı. Iñárritu, önceki filmlerinde yaptığı ne varsa Birdman’de bunları bir kenara koyuyor. Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram, Babil ve Biutiful’un yönetmeni, kesişen hayatlar, paralel öyküler ve mistik tesadüfler gibi temalardan ‘arındığı’ ilk filminde Akademi tarafından ödüllendirildi. Akademi, ‘devşirme’lerden hem Hollywood’a uygun bir dert, içerik ve hikâye anlatımı bekliyor hem de biçim yönüyle hipnotize edici bir ‘sihirbazlık’ numarası. Tekmili birden Birdman’de mevcut.Gözden düşmüş oyuncu Riggan Thomson’ın çırpınışını izliyoruz Birdman’de. 90’larda, Birdman adlı çizgi roman uyarlaması serisinde oynamış Thomson, bu gişe canavarı filmlerden kazandığı parayı ve şöhreti tüketmiştir. Şimdilerde Amerikan tiyatrosunun kalbinin attığı Broadway’de bir oyun sahneleyerek eski imajını temize çekmeyi amaçlar. Raymond Carver’ın Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz oyununu sahneleyen Thomson, sahnedeki aksaklıklarla uğraşırken, kendini gerçeklikten uzaklaştıran, kafasındaki ses ile de boğuşur.AH ŞU SANATÇILAR YOK MU!Iñárritu, kamerasını sahnedeki oyuncuların sahne arkası dramına çeviriyor. Bu dertler, Sunset Bulvarı (1950) ve All About Eve’den (1950) bu yana Akademi’nin ‘kadim’ gözağrılarından. Bunlara The Producers (1967), Opening Night (1977), Bullets Over Broadway (1994) vb. filmler de eklenebilir.Meksikalı yönetmen, bu ‘kadim’ meseleyi teknik sihirbazlık ve enerjik kamera kullanımıyla süslüyor. Iñárritu, biçimci çabasını gözden kaçırmamıza imkân tanımadan, yüksek oyunculuklarla “Ah şu insanlar; hele ki sanatçılar yok mu...” tadında bir kara komediye soyunuyor. Karanlıktan aydınlığa geçerken, merdiven boşluklarında, kapı çıkışlarında ya da gökyüzündeki kaydırmalarda kesilen, ancak tek plan hissiyatını elden bırakmayan kamera kullanımı filmin enerjik dilini ayakta tutuyor. Popüler kültüre, edebiyata ve tiyatroya bol göndermeli varoluşa dair diyaloglar ile sahne tasarımı sayesinde soluksuz bir aksiyon filmi izler gibiyiz. İlk sahneden itibaren seyirciyi yakalayan bu ‘sihirbazlık’ ve yüksek oyunculuklar bir noktadan sonra yorucu olabiliyor.Film boyunca bütün karakterler, neredeyse aynı cümlelerle birbirini teselli ediyor: “Sen çok iyisin. Başarılısın, burada olmayı hak ediyorsun. Sen olmasan ne yapardım” vs. Herkesin teselli edilmeye, değerli ve önemli olduğunu hissetmeye, dahası ‘vazgeçilmez’ olduğunun ilan edilmesine ihtiyacı var. Riggan Thomson, makyaj aynasının köşesine “Bir şey neyse odur, o şey hakkında söylenenler değil.” cümlesini iliştirmiş olsa da bunu bir türlü uygulayamaz. Sadece o değil, sahneye çıkan bütün oyuncular bir şekilde başkalarının onayına muhtaç.BU DÜNYADAN İSTEDİĞİNİ ALDIN MI?Bu noktada, izlemediği oyuna yıkıcı bir eleştiri yazmaya yeminli eleştirmen ile Riggan’ın karşılaşması devreye giriyor. Eleştirmen ile oyuncu/yönetmen arasındaki kısır ve klişe tartışmaların bildik kalıplarını yansıtan tartışmadan sonra Shakespeare’in Macbeth’inden şu bölüm duyulur: “Hayat dediğin nedir ki: Oynayan bir gölge, sahnede çırpınıp zamanını dolduran zavallı bir oyuncu. Oyun bitince duyulmaz artık sesi. Bir budalanın anlattığı gürültülü patırtılı bir masal.” Riggan, herkesin gündeme gelmek, var olduğunu ispatlamak, onaylanmak ve beğenilmek için bir şeyler yaptığını düşünür. Aynı dertleri kendisinin de taşıdığını, esas derdinin asil bir sanatçı kaygısı değil de “Daha ölmedim” demek olduğunu kızının sözleriyle fark eder. Onun amacı da bir parça tesellidir.Riggan Thomson dışında diğer rollerin tip olarak kaldığı filmde, bir tek Edward Norton, performansıyla rolünü sıradanlıktan kurtarıyor. Kariyeri, Riggan Thomson ile benzeşen Michael Keaton seçimi akıllıca; Keaton da bunun hakkını veriyor. Ancak senaryo bu ironiye, popüler kültür göndermelerine ve diyalogların felsefi gözükmesine dikkat ettiği kadar yan karakterlere ve hikâyeciklere önem vermiyor. Yönetmen de işin teknik sihirbazlığına ve sahne tasarımına yoğunlaştığından, seyirciyi hipnotize eden Birdman, bu alanlarda takdiri hak ediyor. Felsefi zeminindeki boşlukları ve teknik becerisi dışında meselesine kalıcı bir derinlik getirememesi ise en büyük zaafı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder